@@marker@@ @@marker@@ @@marker@@
Üye Ol     Kullanıcı Adımı  /  Sifremi   Unuttum
    Video    |    Şiir    |    Forum    |    Yazar Olmak İçin Başvur    |    İletisim    |    Hakkımızda
 FACEBOOK'TA PAYLAŞ
Resim Sanatçıları ve Eserleri
Paolo Uccello
Yazar Ast   

 

 

Yapıtları geç gotik üslupla erken Rönesans arasında köprü oluşturan Floransalı ressam. Titiz ve incelikli perspektif çalışmalarıyla tanınır.

On yaşındayken, o sırada Floransa Vaftiz hanesi’nin ünlü tunç kapılan üzerinde çalışan heykelci Lorenzo Ghiberti’nin atölyesinde çıraklık yapıyordu. 1414’te Aziz Luka Loncası’na, ertesi yıl da ressamların bağlı olduğu Hekim ve Eczacılar Loncası’na girdi. Bu yıllarda artık bağımsız bir ressam olduğu düşünülürse de o dönemden günümüze ulaşmış yapıtı yoktur. Bilinen en eski tarihli yapıtları Sta. Maria Novella Kilisesi’nin Chiostro Verde diye tanınan arkadli avlusundaki yaratılış konulu freskleridir. Geç gotik üsluptaki bu fresklerde zarif çizgisel biçimler ve stilize manzara öğeleri öne çıkar.

1425-31 arasında Uccello mozaik ustası olarak Venedik’te çalıştı. (Buradaki çalışmalarından da hiçbiri günümüze ulaşmamıştır.) Daha sonra San Miniato al Monte Kilisesi’nin arkadlı avlusundaki freskleri yapmak üzere yeniden Floransa’ya döndü. Figürlerinin ele alınışı bakımından Sta. Maria Novella Kilisesi’ndekilerle büyük benzerlikler taşıyan bu fresklerde Venedik’te bulunduğu yıllarda Floransa’da ortaya çıkan yeni perspektif şemalarını kullandı, figürleri ise Donatello ile Nanni di Banco’nun en son heykellerini anımsatacak gibi, yalın ve anıtsal bir biçimde işledi.

Uccello 1436’da Floransa Katedrali için, 14. yüzyıl sonunda Floransa birliklerine komuta etmiş olan İngiliz paralı asker Sir John Hawkwood’u at üstünde gösteren tek renk fr büyük bir fresk yaptı. Bu yapıtında tek kaçış noktalı perspektif uygulayarak, heykeli andıran biçimler kullanarak ve figürde de netim altında tutulan bir güç etkisi yarata rak erken Rönesans üslubunu özümsemeye yöneldi.

1447’de kısa bir süre Padova’da kaldıktan sonra yeniden Sta. Maria Novella’ya dönerek Chiostro Verde’de Tufan’ı ve suların çekilmesini betimleyen freski yaptı. Bu yapıtında, Donatello’nun aynı sıralarda Padova’da gerçekleştirdiği kabartmalardan etkilendiği açıkça belli olan bir biçimde, iki ayrı sahneyi abartılı bir perspektifle birleştirdi.

“Tufan” geç gotik üslubun bezemesel tarzıyla erken Rönesans’ın görkemli üslubunu birleştirmede dönemin bütün ressamlarının karşılaştığı güçlükleri ortaya koyar. Uccello’nun en ünlü yapıtı San Romano bozgununu konu alan üç panosudur (Louvre Müzesi, Paris; Ulusal Galeri, Londra; Uffizi Galerisi, Floransa).

 

felsefeekibi.com

 
Amedeo Modigliani
Yazar Ast   

 

 

 

Amedeo, babası küçük çaplı bir iş adamı olan ve annesi Fransız soyundan gelen Yahudi bir ailenin dört çocuğunun en küçüğüydü.

Henüz küçük yaşlarda sanata olan tutkusu biçimlenmeye başlamıştır. Ancak, yine bu kadar erken bir dönemde, onu hayatı boyunca yalnız bırakmayacak olan zatülcenp hastalığıyla da tanışmıştır. Henüz 1895 yılında hastalık kendisini belli eder. Ağustos 1897′de tüm enerjisini yoğunlaştırdığı desen kurslarına devam etmiştir. Fakat, sonraki sene tifoya yakalanmış ve akciğer komplikasyonları ortaya çıkmıştır. Aynı yıl, 19.yüzyıl İtalyan resminin önemli isimlerinden birisi olan Livorno’lu Giovanni Fattori’nin (1825- 1908) öğrencisi Michelini’den resim dersleri almaya başlamıştır. 1899 gibi erken bir tarihte, hocası Micheli’nin oğluna ait bir portre ve bir de oto- portre yapmıştır. “Bir sanatçı olarak Livorno’da az çok ün sağlamaya başlamıştı bile. Kentin yerlileri sanatla ilgilenmiyordu, ama iyi portre yapan bir ressam ilgi çekiciydi. Yağlıboya resimlerden az da olsa para kazanabiliyordu. Oturma odalarında kendilerinin, eşlerinin ve çocuklarının portrelerini görmekten mutluluk duyan Livornolu varsıl kişiler, Micheli’nin öğrencisine kendilerini yücelten portreleri bayıla bayıla ısmarlıyorlardı. Modigliani, akademik bir sanatçı değildi gerçi, ama iyi bir benzerlik sağlama yeteneği herkesi şaşırtıyordu.”

1901 yılında akciğer tedavisi için annesiyle Napoli’ye gitmiş ve dönüşte Roma ve Floransa’yı ziyaret etmiştir. Onun yeteneğini farkeden Micheli, kendisini geliştirebilmesi için Floransa’daki güzel sanatlar okuluna gitmesini tavsiye etmiştir. Böylece umut ve heyecan içerisinde, bu sanat şehrinde yaşamanın hayallerini kurmaya başlar. Bu hayaller kısa bir süre sonra, 1902 yılında Floransa’daki Güzel Sanatlar Okulu’na yazılmasıyla gerçeğe dönüşür. Ancak, buradaki eğitimin kendisine çok fazla bir şey veremeyeceğini kısa sürede anlamış ve müzeleri bıkmaksızın gezerek, büyük bir görsel birikim edinmiştir. Biriktirdiği paralarla, Roma ve daha sonra da Venedik’e gider. 1903 yılında, Venedik Güzel Sanatlar Okulu’na kayıt olur.

İtalya’nın geçmiş sanat birikimini inceleyerek ve eğitimini gördükleriyle zenginleştirerek geçen günlerin ardından, 1906 kışında sanatın başkenti Paris’e doğru yola çıkar. “Modigliani’nin Paris’e ilk gelişi 1906 yılındadır. Sanat dünyasının çok duyduğu, ama pek az bildiği tüm yenilikleriyle yeni eğilimlerini görüp öğrenmek için, coşku ve meraktan yanıp tutuşuyordu. Etrüsk sanatına dek uzanan geçmişin İtalyan başyapıtlarını inceleyerek kendisini yetiştirmişti. Şimdiyse çağdaş sanatın en son gelişmelerini incelemeye can atıyordu.”

Onun Siena resmine, özellikle de Simone Martini’ye duyduğu ilgi bundan sonra Paris’in yaşayan modern sanatıyla harmanlanacaktır. Paris’e vardığında sadece 22 yaşındaydı ve Montmartre’da rue Caulaincourt’da, Picasso’nun mavi dönem resimlerini ve ünlü Avignon’lu Kızlar’ı ürettiği Bateau Lavoir’e yakın bir stüdyo kiraladı. Kısa sürede Picasso, Salmon, Jacob, Utrillo gibi isimlerle tanıştı. 1907 sonbaharında, onun 1909′da ünlü heykelci Brancusi’yle karşılaşmasını sağlayacak olan koleksiyoner Paul Alexandre ile tanıştı.

1908 yılında Lautrec ve fovistlerin etkilerini taşıyan altı resmiyle Bağımsızlar Salonu’na katıldı. Picasso’nun mavi döneminin etkilerinin hissedildiği Yahudi adlı resmi de bunlar arasındadır. Brancusi ile tanıştığı 1909 yılında resmettiği Viyolonselci onun sanatındaki değişimi ortaya koymaktadır. 1910′daki Bağımsızlar Salonu’nda sergilediği bu resim, onun ince, yalın hatlarla betimlediği tipik portrelerinin müjdecisidir.

 

Çalışmalarını giderek yoğunlaştırır, taş heykeller çalışmaya başlar (1912 Sonbahar Salonu’nda sekiz taş heykeli yer almıştır) ve aynı dönemde yoğun bir entelektüel ve duygusal ilişki içerisine girdiği Rus kadın şair Anna Achmatova ile tanışır. Achmatova anılarında Modigliani’nin yağmurlu günlerde çok büyük eski, siyah bir şemsiye ile yürüyüş yaptığını ve bazen o şemsiyenin altında birlikte Lüksemburg bahçelerindeki bir bankın üzerinde, yağmur altında saatlerce oturup Verlaine’dan şiirler okuduklarını aktarır . Verlaine’in bazı mısraları, Modigliani ile ilgili bu anıyla çok hoş bir şekilde örtüşmektedir:

 

Yağmur yağıyor yüreğime

Kentin üzerine yağar gibi;

Şu bitkinlik neyin nesi

İşlemekte yüreğime

Verlaine’ın şiirinde anlamlandıramadığı bitkinlik, Modigliani için onu terketmek bilmeyen hastalığıdır ve Brancusi’yle tanıştığı 1909 yılından itibaren yoğunlaştığı heykel çalışmalarını, sağlığına dokunduğu için kesmek zorunda kalır. Modigliani şiiri özellikle seviyordu. Onun sanatındaki şiirsellik, belki de bu şekilde açıklanabilir. Heykellerinde ve resimlerinde yalın, ince- uzun formlarla beliren çizgisel üslup şiirsel bir nitelik taşımaktadır.

1909 yılında, Montmartre’dan Montparnasse’a taşınır. Kısa bir süre sonra onu diğerleri; Picasso, Matisse, Soutine, Chagall, Vlaminck, Van Dongen gibi isimler izler. Bunlar, yüzyılın başlarındaki Paris okulunun en önemli ressamlarıdır. Modigliani’nin sanatı da bu çevreden beslenmiştir: bir yanda doğmakta olan kübizm, öte yanda fovist- ekspresyonist resim. 1913 tarihli Ayakta Karyatid resmi ise, onun eserlerinde dönemin pek çok sanatçısı için söz konusu olan ilkel sanatın etkilerini yansıtır. İtalyan ustalarına erken dönemlerden itibaren duyduğu ilgiyi ve Etrüsk sanatının etkilerini de unutmamak gerekir. Dönemin efsane isimlerinden olan ve sanatı tüm diğer avant- garde çağdaşlarını büyüleyen Cezanne’ın etkisi Modigliani’nin sanatının biçimlenmesi açısından son derece önemlidir.

Tüm bu etkileri, yepyeni bir üslup ve ifade gücüyle sunan Modigliani’nin resimleri; portre ve nü konuları üzerine yoğunlaşmıştır. Sınırlı ve çoğu zaman tanımlanmamış bir arka planın önünde, uzun hatlarıyla düşey bir etki bırakan deforme edilmiş figürler yer alır. 1918 tarihli Küçük Marie, onun portrelerinin karakteristik bir örneğidir. 1914 yılında tanıştığı ve iki yıl boyunca fırtınalı bir aşk yaşadığı İngiliz kadın şair ve yazar Beatrice Hastings (1915), ünlü şair Jean Cocteau (1916), ressam arkadaşları Raymond (1915), Max Jacob (1916), Chaim Soutine (1915), resimleriyle ilgilenen ünlü sanat taciri Paul Guillaume (1916) ve 1917 tanıştığı, ona bir çocuk veren sevgilisi Jeanne Hebuterne’un portreleri dikkat çekici örneklerdir.

Ele aldığı diğer bir konu ise nü’dür. Uyumlu renk geçişleri, uzun hatlı figür anlayışı, onun Kollarını Açmış Bir Şekilde Uzanan Nü (1917) adlı resminde izlenebilir. 1917 yılından itibaren seri halde nü resimleri yapmaya başlamıştır. Bu dönemde 3- 30 Aralık 1917 tarihleri arasında Galerie Berthe Weill’de ilk kişisel sergisi düzenlenir.

 

Bunlar Birinci Dünya Savaşı yıllarıdır: “Modigliani savaşa gitmedi. Sağlık denetiminde çürüğe çıkarıldı. Ciğerleri bozuk bir genç adamın gösterdiği özel ilgiye kulak asmadılar ve asker olamadı.” [SALMON, Andre, Modigliani, Düşün, İstanbul-1995, s. 119] Hastalığı yetmezmiş gibi Modigliani; bohem hayatının, fırtınalı aşklarının, tutkuyla kapandığı resim ve heykel çalışmalarının bir parçası olan bağımlılıklarını sürdürüyordu. Alkol ve uyuşturucu kullanması onun ömrünü hızla tüketiyordu. Yokluklarla geçen yıllar, kaçınılmaz sonu hızlandırıyordu ve 1918 yılında birkaç arkadaşıyla güney Fransa’ya yaptığı seyahat bile bunu engelleyemezdi. Paris’e döndükten sonra, son çalışması olan Mario’nun Portresi’ni (1919) resmetti ve 1920 yılında bir yoksullar hastanesinde hayata veda etti.

 

Amedeo Modigliani, 20.yüzyılın başında Paris’te eşine az rastlanır bir sanat ortamının içerisinde kendisi gibi sanat tarihinin önemli isimleriyle birlikte resim yapmıştır. Kısa ömrünü kendisini tamamen adadığı mesleğinin ürünleriyle taçlandırmıştır.

 

Kaynak: Dr. Mehmet Üstünipek

yasamaugrası.com

 

 
Michelangelo Buonarroti
Yazar Ümit Binici   

Michelangelo Buonnarroti ya da Michelangelo, İtalyan Rönesansının devlerinden biri, resim ,şiir, mimari ve heykeldeki üstün yeteneğiyle tarihin dört ruhlu adam ünvanını verdiği, ünlü Davut heykelinin yaratıcısı...

Michelangelo, 6 Mart 1475'te Caprese kasabasında doğdu. Soylu bir aileden gelen babası Ludovici Bounnarroti kasabanın belediye başkanıydı. Fakat Michelangelo'nun doğduğu yıl, babasının başkanlık görevi sona erdirildi ve yoksullaşan aile Floransa'ya taşındı. Burada bir taş işçisinin karısının bakıcılığına verilen Michelangelo, yıllar sonra bunun üzerine,'' Dadımın göğsünden sütüyle birlikte keskiyi ve tokmağı da emdim.'' diyecektir.

Çocukluğunda Michelangelo'ya sıkı bir eğitim verildi, fakat çocuğun sanata olan merakı babasının engellemelerine rağmen giderek büyüdü. En sonunda 1488 yılında Ghirlandaio diye bilinen Dominico ile David Currado'nun yanına çırak olarak verilen Michelangelo, resim yeteneğiyle kısa sürede farkedildi. On üç yaşındayken bile Michelangelo, doğayı gözlemlemeden, düşlerinin doğanın gerçeğine uyup uymadığını denemeden hiçbir şeyi renklendirmezdi. Sık sık balık pazarına gider, balıkların şeklini, göz ve solungaçlarını inceler, sonra da büyük bir titizlikle resmederdi.

Ustası Ghirlandaio'nun yanından bir süre sonra ayrılan Michelangelo, Lorenzo de Medici ya da ''Muhteşem Lorenzo'' diye bilinen bir soylunun koruyuculuğunda kurulan okulda heykeltraşlığa başladı. Kısa sürede Lorenzo'nun ilgisini çekti. Lorenzo okulda bir gün, Michelangelo'yu çöpe atılan bir mermerden yaptığı sırıtan bir yüz heykelini parlatırken görür. Bu Lorenzo'nun çok hoşuna gider ve yarı şaka yarı ciddi '' Oldukça yaşlı bir yüz yapmışsın, bu geçkin budalanın tüm dişleri de yerinde. İnsanların yaşlandıkça dişlerinin döküldüğünü bilmiyor musun?'' diye sorar. Michelangelo da keskisini kaptığı gibi üst çeneden bir diş kırar. Bu zekice davranışın üzerine, Lorenzo çocuğun babasını çağırtır ve onu kendi evine aldırır. Michelangelo burada 1492 yılına, Lorenzo'nun ölümüne kadar kalmıştır.

 

 
Salvador Dali ve Resimleri
Yazar Ümit Binici   

Kübizmin bir başka sanatçılarından biri de Salvador Dali'dir.
Salvador Dali 6 yaşında aşçı olmak istiyordu 7 sine geldiğinde aklını Napolyon'la bozmuştu. Napolyon gibi olmak istiyordu. Gitgide daha hırslı oldu hırsı arttıkça kendine beğenmişliği de arttı. Şimdi artık sadece Salvador Dali olmak istiyordu. İlk resmini de bu erken yıllarda yapmıştı. 10 yaşında iken izlenimcileri, 14 yaşındayken 19.yy akademik ressamlarını keşfetti. 1927 yılında 24 yaşında geldiğinde artık Dali olmuştu.
Ona İspanyolca El Salvador "Kurtarıcı" adını takmışlardı.
Çünkü Dali'ye göre resim sanatını “soyut resim, akademik, gerçek üstücülük, dadıcılık ve bütün öteki karmaşacılıkların yarattığı ölüm tehlikesinden –kurtarması alnında yazılıydı- Salvador Dali gerçekten de zamanın tüm moda akımları çocuk oyuncağı gibi geliyordu. İzlenimciliği, noktacılığı, kübizmi, yeni kübizmi, gelecekçiliği incelemiş, resimlerinde kimi zaman Picasso'ya kimi zaman Matisse’e şaşırtıcı bir ustalıkla göndermelerde bulunarak onlara saygısını göstermişti. Etkilendiği kaynakları saklama gereği duymuyordu. Hevesi ise pek çabuk geçiyor, birkaç hafta sonra yeni arayışlara giriyordu.
Salvador Dali çalışmalarını Paris'te sürdürmek yolundaki isteğini Babasına benimsetmesi zor olmamıştır. 1927 başlarında Halası ve kız kardeşiyle birlikte Paris'te bir hafta kaldı. Dali'ye göre bu sürede üç önemli iş yaptı. Versaillesi Gevin müzesini gezdi ve Picasso ila tanıştı. Picasso'nun çalışmalarını milimi milimine inceleyen kübist ressam Manuel Angeles Ortiz onu Picasso ile tanıştırdı. Ortiz’i Lorca kanalıyla tanıyordu.
Bir sözünde “Picasso'nun atölyesine girer girmez derinden etkilendim sanki onları huzurundaymışım gibi, saygı doluydum. Louru’e görmeden sizi görmeye geldim.” dedi. O da, "Doğru olanı yapmışsın.." diye yanıtladı.

 
Paul Cezanne
Yazar Ast   

 

Cézanne Aix-en-Provence'da doğmuş ve orada okula gitmiştir. 1859-1861 arasında hukuk okurken resim dersleri almıştır. 1861 yılında resim sanatını öğrenmek için Paris'e, çocukluk arkadaşı Emile Zola'nın yanına gitmiştir. İsviçre Akademisi'nde ve Louvre'da çalışmıştır. Renoir, Pissaro, Sisley, Guillaumin gibi sanatçılarla tanışmıştır. Delacroix, Courbet, Manet'ye karşı hayranlık duymuştur. Güzel Sanatlar Akademisi'nin giriş sınavlarında başarılı olamamış ve bu sebeplede Aix'e geri dönmüştür. Bütün zamanını resme ayırmıştır ve Salon'a gönderdiği bütün tabloların geri çevrilmesine karşın resim çalışmalarını sürdürmüştür. Eski İtalyan ustalarının yapıtlarını kopya ederek, portreler, natürmortlar ve bazen de manzara resimleri yapmıştır. Paris Salon jürisi Cézanne'in eserlerini gösterime sunmayı 1864'den 1869'a kadar her sene reddetmiştir. Bu nedenle Cézanne tablolarını ilk kez, Paris Salon tarafından reddedilmiş eserlerin gösterime sunulduğu Salon des Refusés'de 1863 yılında gösterime sunmuştur. Yaşamı boyunca eserleri nadiren gösterime sunmuş, sakin bir hayat yaşamış, belli başlı birkaç konuda resim yapmayı tercih etmiştir.

Bu dönemde yaptığı çalışmalar arasında Ressamın Babası, Zenci Scipio (1865, Sao Paulo Müzesi), Louis-Auguste Cezanne'in l'Evenement'i Okurken Portresi (1866), Pamuk Takkeli Adam (1865-67), Ressam Achille Emperaire'ın Portresi (1866), Zola'yı Okuyan Paul Alexiş (1869), Hasır Şapkalı Boyer'ın Portresi (1869-70) ve Magdalen ya da Elem (1866-68) adlı resimleri, Siyah Mermer Saat (1869-70, özel kol., Amerika) ve Teneke Çaydanlıklı Natürmort (1869-70) adlı natürmortları ve Estaque'da Eriyen Karlar (1870) ve Şarap Pazarı (1872) adli manzaraları sayılabilir. Bu eserlerde kalın renk katları ve siyah gölgeler dikkati çeker. Siyah, kahverengi, gri ve Prusya mavisinin ağır bastığı köyü ve kasvetli renklere ek olarak alışılmadık bir beyaz renk kullandığı görülür.

 

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 7


Günün Fırsatı

Etkinlikler

Venedik Barok Orkestrası Aya İrini'de!
İstanbul Müzik Festivali izleyicilerinin yakından tanıdığı Venedik Barok Orkestrası, şef
Feshane'ye Ordu çıkarması!
Feshane Ordu Günleri, bugün saat 11.00'de yapılan açılış programı ile başladı. 3 günde 1
Babylon'da Pazar Festivali sürprizi
25 Mayıs'ta gerçekleşecek Soundgarden Festivali sonrasında, Pazar rehavetinizi 'Pazar Pazar
Redd grubu Rusya’ya geliyor
Türkiye’nin tanınmış gruplarından “REDD” Rusya’ya geliyor. 7 Haziran tarihinde St.
Haluk Levent Jolly Joker'de
  Ünlü rock'çı Haluk Levent, konser maratonuna başlıyor. Levent, yarın akşam İstanbul'da

Tüm enstrüman fırsatları için tıklayın !

Şu anda 146 ziyaretçi çevrimiçi

Ödüllü Yarışmalar

VEFATININ 50. YILINDA TÜM ZAMANLARIN ŞAİRİ NAZIM HİKMET'İ SAYGI İLE ANIYORUZ.
  VEFATININ 50. YILINDA TÜM ZAMANLARIN ŞAİRİ NAZIM HİKMET'İ SAYGI İLE
Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2013
Çocukları ve gençleri edebiyata yakınlaştıran çağdaş kitaplar yayımlayan Günışığı
2. Vehbi Cem Aşkun Şiir Yarışması
Eskişehir Sanat Derneği, Eskişehir'de şiire büyük emekleri olan ünlü şair Vehbi Cem Aşkun'u
Ruhun Yolculugu

Adrasan Otelleri | Adrasan | Adrasan Bungalov | Bosch Servisi