@@marker@@ @@marker@@ @@marker@@
Üye Ol     Kullanıcı Adımı  /  Sifremi   Unuttum
    Video    |    Şiir    |    Forum    |    Yazar Olmak İçin Başvur    |    İletisim    |    Hakkımızda
 FACEBOOK'TA PAYLAŞ
Klasik müzik sanatçıları
Martha Argerich
Yazar Ümit Binici   

 

Martha Argerich (d. 5 Haziran 1941, Buenos Aires), Arjantinli konser piyanisti.

Üç yaşında piyano çalmaya başladı. Argerich soyadının, Katalan ya da Hırvatistan kökenli olduğu yönünde varsayımlar bulunuyor. Beş yaşında Vincenzo Scaramuzza ile çalışmaya başladı.. İlk konserini 1949 yılında sekiz yaşındayken verdi.

1955 yılında ailesi ile birlikte gittiği Avusturya'da, Friedrich Gulda, Arturo Benedetti Michelangeli ve Stefan Askenase ile çalıştı.

 

 
Patricia Kopatchinskaja
Yazar Ümit Binici   

Patricia KopatchinskajaPatricia Kopatchinskaja, Moldova'da doğmuştur. Anne ve babası da müzisyendir. Viyana ve Bern'de beste ve keman eğitimi aldı (örneğin, E. Tschugaeva ve Igor Ozim ile). 2000 yılında, Meksika Uluslararası Szeryng Yarışması kazanmış, 2002 yılında ise saygın "Uluslararası Credit Suisse Grup Genç Sanatçı" ödülünü almıştır. 2002/03 sezonunda pek çok Avrupa başkentinde ve New York'ta "Yükselen Yıldız (Rising Star) Konser Serisi" çerçevesinde Avusturya'yı temsil etti.

2004 yılında, Avrupa Yayın Birliği (EBU)'nin Yeni Yetenek-SPP Ödülü'ne, 2006 yılında ise "Förderpreis Deutschlandfunk" ödülüne layık bulundu. Avustralya Oda Orkestrası ile birlikte konuk orkestra şefi ve solisti olarak yaptığı son turu, Avustralya Limelight dergisi okuyucuları tarafından 2007 yılının en iyi oda müziği prodüksiyonu seçilerek hemen ardından tekrar davet edilmesiyle sonuçlandı.

Patricia Kopatchinskaja, dünyanın önde gelen çok sayıda orkestraları (Philarmonia Orkestrası, Viyana Filarmoni Orkestrası, Viyana Senfoni Orkestrası, Viyana Oda Orkestrası, Salzburg Mozarteum-Orkestrası, Berlin Alman Senfoni Orkestrası, Stuttgart SWR - Radyo Senfoni Orkestrası, Alman Oda Filarmoni, Württembergisches Oda Orkestrası, Mahler Oda Orkestrası, Champs-Elysees Orkestrası, Fin Radyo Senfoni Orkestrası, Bergen Filarmoni, Çaykovski Senfoni Orkestrası, NHK Senfoni Orkestrası ve Tokyo Filarmoni) ve orkestra şefleriyle (Andreescu, Benzi, Boreyko, de Billy, Eötvös, Fedoseyev, Gazarian, Goodman, Griffiths, Herreweghe, Jansons, Neeme ve Paavo Jârvi, Kim, Langree, Litton, Marin, Nelsons, Norrington, Oramo, Penderecki, Petrenko, Pons, Rasilainen, Russell Davies, Schiff, Skrowaczewski) birlikte çalışmıştır.

 

 
KUTSİ ERGÜNER
Yazar Ast   

 

 

Geleneksel mevlevi sufi müziğinin ustası ve Ney enstrümanının en bilinen icrâcısıdır.

1952 yılında Diyarbakır'da doğdu. Müzikal kariyerine 1969 yılında İstanbul Radyoevi'ne girerek başladı. Osmanlı müziğinin köklerini araştırdı ve albümlerinde kullandı.

Yetmişli yıllarda Paris'e yerleşti, seksenlerin başında Mevlana enstitüsünü kurdu ve kendisini klasik sufi düşüncesini öğretmeye adadı.

Kendi albümlerine ek olarak dünyaca ünlü pek çok müzisyenle beraber ortak çalışmalar yaptı bu müzisyenlerden bazıları Peter Gabriel, Jean Michel Jarre, Maurice Béjart, Peter Brook, William Orbit, George Aperghis, Didier Lockwood, İtalyan şarkıcı ve besteci Alice ve Michel Portal dır.

 

 
RENAUD GARCİA
Yazar Ast   

Bir ressam ve grafiker olan Pierre Garcia-Fons'un oğludur. Katalan kökenli olmasının flamenko ve İspanyol kültüründeki doğu etkileriyle ilgilenmesinin bir nedeni olduğu düşünülmektedir. Suriye kökenli hocası François Rabbath'dan özel bir yay tekniği öğrenmiştir. Garcia-Fons müzik kariyerine Paris'te Roger Guérin'in yanında başladı. Aynı zamanda klasik müzik orkestralarında çaldı. 1987-1993 yılları arasında sadece kontrbaslardan oluşan Orchestre des Contrabasses topluluğunun üyesiydi. Ayrıca 1990 ve 1991 yıllarında Orchestre National de Jazz adlı orkestrada basist olarak çalıştı.

Garcia-Fons Rabih Abou-Khalil, Michel Godard, Michael Riessler ve Kudsi Erguner gibi isimlerle çalıştı. Günümüzde öncelikle kendi projelerinde çalışmakla birlikte, Dhafer Youssef, Gerardo Núñez, Nguyên Lê, Pedro Soler ve Cheb Mami gibi isimlerle de birlikte çalışmaktadır.

Renaud Garcia-Fons kontrbas kullanımına getirdiği yeniliklerle tanınmaktadır. Kullandığı özel enstrüman tekniği ve deneyselliğiyle ün yapmıştır. Böylece kontrbası bir yandan bir solo enstrümana, bir çeşit flamenko gitarına ve bir doğu enstrümanına dönüştürmüştür.

 
Şirin Pancaroğlu
Yazar Ast   

1993 yılında Fransız arp müziği çaldığı bir resitalden sonra Washington Post gazetesi tarafından "milli servet" ve "uluslararası ölçekte büyük bir yetenek" olarak nitelendirilen Şirin Pancaroğlu; arp sanatında geleneksel - modern karışımı bir performans sergilemektedir.

Arp müziğine kendine özgü farklı bir yaklaşım ve bakış açısı getiren Pancaroğlu, gerek Gerardo Dirie, Franghiz Ali-Zadeh, Jeeyoung Kim, Ricardo Lorenz, Hasan Uçarsu ve Meliha Doguduyal gibi güncel bestecilerin kendisi için yazdıkları yapıtları arp repertuarına eklemiş, gerekse bu müzik türünde yeni ve ilk kez denenen çalışmalara imza atmıştır.

Arp çalmaya İstanbul'da başlayan Pancaroğlu, gençlik yıllarını Türkiye, İsviçre, Endonezya ve ABD'de geçirdi. Cenevre Konservatuvarı'nda Catherine Eisenhofler'den eğitim görerek 1988 yılında diplomasını aldı. Masterını Indiana Üniversitesi Müzik Okulu'nda tamamladı.

Sanatçı; Türkiye içi ve dışında birçok dinleti vererek mesleğinde ilerlemesinin yanı sıra, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde 2004 yılında küçük mandallı arpların Türkiye'de ilk defa kullanıldığı bir programa imzasını atarak, arp müziğinin, küçük boyutta enstrümanla evlere girmesinde büyük rol oynadı.Japonya, Sırbistan, Slovenya ve Türkiye gibi yerlerde dersler verdi. 9. Dünya Arp Kongresi'nde arpta uygulama teknikleri üzerine bir bildiri yayınladı.

Kendi alanında tek olan Arp Sanatı Derneği'nin kuruculuğu ve başkanlığını yapan Pancaroğlu, Air France Havayolları uçak kazasında yaşamını yitiren Fatma Ceren Necipoğlu anısına bir resital vererek, "Ceren Necipoğlu Arp Eğitimi Projesi"'nin ilk adımını attı

19 Temmuz 2009 tarihinde "Harpist for Peace" (Barış için Arpistler) oluşumu bünyesinde, dünya çaıpnda birçok ülke ve şehirde aynı anda barış onuruna arp çalınması organizasyonunun Türkiye ayağına öncülük etti. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi kapsamında 2012 Avrupa Arp Festivali’ni Türkiye’de gerçekleştirilmesi amacıyla çeşitli girişimlerde bulunulması yolunda önemli adımlar atan sanatçı, 2009 yılında mesleğinde 30. yılını doldurdu.

Tokyo Senfoni Orkestrası ile bir konçertoda solist olarak, Avrupa Birliği Oda Orkestrası, Memphis Senfoni, Washington Chamber Symphony, Hermitage Solistler Topluluğu, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Ancyra Oda Orkestrası ve Akbank Oda Orkestrasında da solist olarak çaldı.

Kemancı Ignace Jang, viyolacı Tatjana Masurenko, flütçü Kornelia Brandkamp, arpist Tine Rehling ile ve soprano Ayşe Sezerman ile birlikte, yenilikçi bir repertuar oluşturarak, bu kombinasyonda birlikte çalıştı. Son albümünü İsrailli perküsyoncu Yinon Muallem ile birlikte çalışarak çıkardı.

 

vikipedi

 
JOHN WILLIAMS
Yazar Ast   

 

8 Şubat 1932’de New York’da doğdu. Küçük yaşlarda başlayan müzik aşkını, "Babam ve onun arkadaşları müzisyendi. Bir çocuk olarak müziği yetişkinlerden gördüm. Büyük bir ihtimalle sözcükler okumadan önce notaları okuyabiliyordum." sözleri ile anlatmaktadır.

On dokuz yaşına geldiğinde ilk piyano sonatlarını besteleyen Williams, müzik eğitimine yedi yaşında piyano çalmayı öğrenerek başlamış, ardından trompet, trombon gibi nefesli çalgılarla devam etmiştir.

Bir caz davulcusu olan babası, New York CBS orkestrası ile çalışırken daha sözcükleri okumadan notaları okumaya başlayan John, orkestranın piyanisti çalamadığı zamanlarda onlara eşlik ederek, babasının bağlantıları sayesinde müzik işine girmiş oldu.

John Williams, ailesiyle birlikte 1948 yılında Los Angeles’a taşınarak, burada UCLA’ya kayıt olmuş ve özellikle ünlü bir İtalyan besteci olan Mario Castelnuovo-Tedesco kompozisyonları üzerinde eğitim görmüştür.

Babası, otuzlu yaşlarının sonlarında 20th Century Fox stüdyolarında iş aldığında, Williams da onun peşine takılarak film müziği için orkestra çalışmalarını izlemeye başlamıştır.

Bu durumun kendisini film müziği bestelemek anlamında nasıl eğittiğini, “Piyanoda oturup ekrana bakar ve aksiyonun orkestranın müziğiyle nasıl uyum sağladığını gözlerdim, nasıl yönetildiğini. Bu harika bir okuldu benim için, aslında bilinçli olarak istemedim ama bu orkestranın çaldığı okulda bulundum ve kendimi öğrenir halde buldum.” diyerek açıklayan Williams, böylece önüne çıkan her türlü fırsatı en iyi şekilde nasıl değerlendirmeyi bildiğini de bizlere göstermiş oluyor.

Hava Kuvvetlerindeki hizmetinden sonra, 20’li yaşlarının başında New York’a geri dönerek, Madame Rosina Lhevinne’den piyano dersleri aldığı prestijli bir okul olan Juilliard School’a kaydolmuştur.

Bir yandan okuluna devam ederken diğer yandan da hem klüplerde hem de kayıtlarda caz piyanisti olarak çalıştıktan sonra, sinema dünyasına girerek film müziği kariyerine başladığı Los Angeles’a dönmüştür. Dönüşünün ardından, 1960’larda Irvin Allen’ın “Lost of space”, “Time Tunnel” ve “Lord of the Giants” gibi televizyon programları için müzikler bestelemeye başlaması ile Hollywood ile ilk teması gerçekleşmiştir.

Los Angeles’e dönüşü sonrası şansı, Columbia Pictures’ın orkestrasında 1950’lerde piyanist olarak çalışan misafir orkestra şefi Dimitri Tiomkin ve Bernard Herrmann’ın Williams’ın yeteneğini keşfetmesi ile dönmüştür.

Hollywood sinemasının altın çağında, Alfred Newman, Franz Waxman, Bernard Hermann ve sonra Henry Mancini için piyanist ve müzik direktörü olarak çalıştığı bu dönemde, televizyon için yapmaya başladığı müzikler nedeniyle 1962 ile 2002 yılları arasında beş kez Emmy Ödülüne aday gösterilmiş, 1968 yılında Heidi ve 1971 yılında Jane Eyre ile iki kez Emmy Ödülünün sahibi olmuştur.

Alfred Newman’ın dikkatli yönlendirmesi ve sektörü keşfetmesi ile Williams film müziklerine geçiş yapmıştır. Allen, “The Poseidon Adventure” ve “The Towering Inferno’ yu” da içeren felaket konulu popüler film serilerini yapmaya geldiği zaman film müzikleri alanındaki ilk adımlarında kendini yeniden Allen için çalışırken bulmuştur.

Williams’ın film müziği alanında ilk özel ve önemli başarısı Jerry Bock adaptasyonu olan “Damdaki Kemancı” ile 1971 yılında ilk Oscar’ını almasıdır.

Müziğin dahi çocuğu Williams, Don Siegel’in “The Killers” filmine, Siegel'in caz hayranlığı ve filmin havası nedeniyle hazırladığı, zaten aşinası olduğu caz müzikleri ile adından iyice söz ettirmeyi başarmıştır.

Dönemimizin ünlü yönetmeni Steven Spielberg 1970’lerde sinema dünyasına adım atıp film işine ilk başladığında, bir stüdyo sahibi tarafından John Williams ile tanıştırıldı. Film müzikleri dünyasının dahi çocuğu Williams ile genç bir yönetmen olan Spielberg 1974’de “Sugarland Express” adlı filmde ilk kez bir araya gelip ortak bir çalışma yapmışlardır.

Birlikte ilk çalışmaya başladıkları andan itibaren çok iyi bir ikili ve arkadaş olan Spielberg ve Williams, Jaws filminin projesinde yine birlikte çalıştılar. Bu muhteşem filmdeki gerilim anlarının vazgeçilmez müziği olarak klasikler arasındaki yerini alan çalışması ile Williams ikinci Oscarına 1975 yılında uzanmıştır.

Spielberg, onu üçüncü Oscarına götürecek olan, sinema tarihine damgasını vuran ve tüm dünyada bu güne kadar benzeri görülmemiş bir hayran kitlesi edinen Star Wars destanının yaratıcısı George Lucas ile tanıştırmıştır. John Williams, Spielberg ve Lucas’ın filmlerini tamamlayan onlara benzersiz bir hava katan müziklerin değişmez bestecisi olarak halen bu iki yönetmen ve yapımcı ile birlikte çalışmaktadır.

Spielberg ile yakın ilişkisi ve yönetmenin sinema dünyasındaki çok özel kariyeri Williams’ı dönemin Superman, Starwars, E.T., Indiana Jones gibi pek çok önemli ve unutulmaz filminin bestecisi yapmıştır.

1982 yılında Spielberg’in uzaylılara, sevgiye ve dostluğa ilişkin sinema tarihine damgasını vuran E.T. filminin müzikleri ile 4. Oscarını kazanmıştır.

Spielberg ve Lucas gibi sinema dünyasının usta yönetmen ve yapımcıları ile çalışması, peş peşe aldığı oscar adaylıkları ve ödülleri Williams’ı hızla zamanın başta gelen film müzisyenleri arasına yerleştirmiştir. Hatta dönemin en iyi ve en başarılı tek film müziği bestecisi ve direktörü olduğu kabul edilmeye başlanmıştır.

Williams yine bir Spielberg filmi olan Schindler’in Listesi için yaptığı müzikler ile 1993 yılında 5. Oscarını da kazanmayı başarmıştır.

Çoğunlukla film müzikleri ve senfonik eserleri ile tanınan John Williams, sinemadan başka alanlarda da müzik çalışmaları olan, birçok konçerto ve senfoni de dahil olmak üzere pek çok konser çalışmasının yaratıcısı ve ünlü bir orkestra şefidir. Ayrıca 1984, 1988 ve 1996 yılı Olimpiyat oyunlarının müziğini bestelemiştir.

Ocak 1980’de Boston Senfoni Orkestrasının kurulduğu 1885’den bu yana on dokuzuncu Yönetici Şefi seçilerek, emekli olduğu 1993 yılına kadar Cleveland, Chicago, Dallas, Los Angeles ve Londra senfoni orkestralarında misafir şef olarak orkestra yönetmiştir.

Bu çalışmaları ile Ulusal Tiyatrocular Birliği tarafından yılın Orkestra Şefi unvanına layık görülen John Williams 2000 yılında ShoWest’in Maestro Ödülünü almıştır.

Söz konusu ödül, Las Vegas’ta gerçekleştirilen NATO’nun yıllık toplantısında George Lucas tarafından John Williams’a verilmiştir. Lucas pek çok filmine beste yapmış ve aynı zamanda yakın arkadaşı olan John Williams’a ödülünü verirken “ShoWest Ödülünü bugün John Williams’a takdim edebilmem benim için çok büyük bir onur” sözleri ile bunun kendisi için ne kadar gurur ve mutluluk verici bir olay olduğunu belirtmiştir.

Williams’a, Boston Berklee Müzik Okulu, Boston College, Northeastern Üniversitesi, Tufts Üniversitesi, Boston Üniversitesi, New England Müzik Konservatuarı ve Boston’daki Massachusetts Üniversitesi de dahil olmak üzere 14 Amerikan üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı verilmiştir.

Sayısız adaylıkları ile 5 Akademi, 18 Grammy, 3 Altın Küre ve 2 Emmy ödülü sahibi olan Williams 43. kez Akademi Ödülüne aday gösterilmeyi başararak, yaşayan ve en çok akademi ödüllerine aday gösterilen kişi unvanına sahiptir.

Film müzisyeni olarak sinema dünyasına yaptığı ve yapmaya devam ettiği katkılardan dolayı 23 Haziran 2000’de Hollywood Şöhretler Bulvarı’nda ilk yıldızına sahip olmuştur.

Son yıllarda dünyaca üne kavuşan Harry Potter serisindeki ilk 3 filmin müziklerini bestelemiştir.

 
Glenn Gould
Yazar Ast   

(25 Eylül 1932 – 4 Ekim 1982)

Kanadalı piyanist glenn herbert gould; 20. yüzyılın bilinen en iyi ve en ünlü klasik müzik piyanistlerinden biridir. johann sebastian bach'ın müziğini olağanüstü bir teknik kullanarak polifonik doku ile işler. Sahne fobisi otistik ve obsesif kişiliği,yüzünden gevşetici ilaçlara bağımlı bir hayat yaşamıştır.

BBC Music tarafından Ağustos 2010 sayısında yapılan ve ilk sırada Rachmaninov’un yer aldığı “Dünyanın en iyi piyanisti” sıralamasında 17. sırada yer bulan Kanadalı piyanist Gould’un(25 Eylül 1932- 4 Ekim 1982) bu haklı ününde Bach’ın eserlerini ezber bozan tekniklerle ele almasının etkisi büyüktür. Hakkında şimdiye kadar bir çok belgesel çekilen ve kitap yazılan Gould için sinema alanında iki yapım öne çıkar: Biri, 2009 yapımı Michèle Hozer ve Peter Raymont’un beraber yönettiği belgesel olan“Genius Within: The Inner Life of Glenn Gould”, diğeri ise daha sonraları çektiği “The Red Violin”(Le violon rouge-1998),“Secret World Live”, “Yo-Yo Ma Inspired by Bach-1997″ filmlerinden bilineceği üzere müzik ile sinemayı birleştirme konusunda usta Kanadalı yönetmen François Girard’ın, Gould’un ölümünden 11 yıl sonra yani 1993 yılında çektiği “Glenn Gould hakkında Otuz İki Kısa film” (Thirty Two Short Films About Glenn Gould) sinema filmidir. Glenn Gould’un yetişkin halini Colm Feore’in canlandırdığı bu film, ona Toronto ve Sao Paolo film festivallerinden ödüllerle dönmesini sağlamıştır.

 

 

 
Ikuko Kawai
Yazar Ast   

Japon kemancı ve besteci Ikuko Kawai , 19 Ocak 1968’de Takamatsu’da doğdu.

Ikuko Kawai, Varşova Filarmoni Orkestrası, dünyaca ünlü şef Chung Myung-Whun ve Sheila E. ayrıca Gypsy Kings gibi diğer pop sanatçılar ile uluslararası alanlarda sahne aldı.

Ikuko Kawai Şimdi Osaka Üniversitesinde Sanat profesörü olarak çalışmaktadır.

 
Clara Josephine Wieck
Yazar Ast   

19. yüzyılın ünlü piyanist ve bestecisi Clara Josephine Wieck  13 Eylül1819'da Leipzig'de dünyaya geldi. Babası müzik öğretmeni ve piyano firması sahibi Friedrich Wieck  kızının yeteneğini küçük yaşta keşfederek 5 yaşından itibaren onu müzisyen olarak yetiştirdi. 9 yaşındayken konserlerde çalmaya başladı. 11 yaşında ise ilk solo konserini verip ilk bestesini yaptı. 1831 - 1836 yılları arasında babasıyla birlikte Avrupa'yı dolaşarak bir dizi başarılı konser verdi ve 'harika çocuk” olarak ünlenerek Mendelssohn  Paganini  Chopin  Goethe gibi zamanın önde gelen müzikçi ve edebiyatçılarının hayranlığını kazandı.

Piyanist olarak ünü gittikçe yayılıyor  bunun yanında ailesinin maddi durumu da gittikçe iyiye gidiyordu. Clara  Baba Wieck'in eğitim metodunun ne kadar başarılı olduğunun canlı bir kanıtıydı sayesinde babası daha çok ve daha paralı öğrenciler buluyor  bu arada piyano satışları da artıyordu. Bu mutlu hayatları Clara'nın 16 yaşındayken babasının öğrencilerinden Robert Schumann'a aşık olmasıyla bozuldu. Aslında Clara  kendisinden 9 yaş büyük olan Robert'i 9 yaşından beri tanıyordu. Wieck  bu beraberliğe şiddetle karşı çıktı  evlenmelerine izin vermedi. Bunun üzerine Clara ve Robert evlenme izni alabilmek için mahkemeye başvurdular. Bu mücadele Baba Wieck'in direnmesi yüzünden üç yıl sürdü. 


Baba Wieck  yaklaşık üç yıl boyunca mahkemelerde bu savları yineleyerek izin vermemekte direndi; onun bu direnci ve yasaklamaları gençleri birbirlerinden uzaklaştıracağına daha da yakınlaştırdı. Clara ve Robert  bu süre içinde birbirlerine 400'e yakın mektup yazdılar ve gizlice buluşmaya da devam ettiler. Bu arada Clara  başarılı konserlerini ve Robert de bestelerini yapmayı sürdürdü. Hatta Robert mesleksiz olduğu iddialarına son vermek amacıyla bir yandan da dergilerde müzik yazarlığı yaparken bir de felsefe diploması aldı.

Sonunda mahkemeden izin çıktı ve 1840'da Clara 21 yaşına girmek üzere iken Rober ile evlendi. Babası bu yenilgisinden dolayı yeni evlilere o kadar kin duyuyordu ki  Clara'nın yıllar boyunca verdiği konserlerden kazandığı paradan kızına tek kuruş vermediği gibi hayatlarını zorlaştırmak için de elinden geleni yaptı. Öyle ki Clara  kendi piyanosunu bile ancak aylar sonra kendi evine getirebildi. 

Alman yönetmen Peter Schamoni'nin 1983 tarihli 'Frühlingssinfonie' (İlkbahar Senfonisi) isimli filmi Clara ile Robert'in gençlik yıllarını  tanışmalarından evlenmelerine kadar olan süreci konu alıyordu Nastassia Kinski'nin canlandırdığı Clara  yeni evine baba evinden kendi piyanosunu da getirdiğinde kocası: 'Evimiz iki piyano için biraz küçük değil mi?' diye soruyor ve film sona eriyordu. Bu cümle bir bakıma bu evliliğin geleceğini de özetliyordu. Başlangıçta evliliklerinin hem duygusal hem de mesleki açıdan verimli bir beraberlik olacağını düşünmüşlerdi ama zaman geçtikçe bazı dengeler özellikle Clara aleyhine bozulmaya başladı.

Robert evliliklerinin ilk on yılı boyunca halâ tanınmamış bir besteci olduğundan ve pek para da kazanamadığından ailenin geçimini sağlamak Clara'ya düşmüştü. Kocası bu durumdan pek hoşnut olmasa da Clara  konser turnelerine çıkarak ve dersler vererek hem kocasına  hem de 14 yıllık beraberliklerinin ürünü olan 8 çocuğuna bakmayı üstlendi. Bu arada gerek konserlerinde bestelerini çalarak  gerek yeni besteler yapmaya teşvik ederek kocasına müzik konusunda destek vermeye devam etti  hatta zaman zaman kendi çalışmalarından ödün vermesi gerekse de; çünkü Robert bir evde aynı anda iki piyanonun birden çalmasından rahatsız oluyor  'bu gürültüde' beste yapamıyordu. Bu konuda fedakarlık eden de her zaman Clara oluyor  bir piyanist için elzem olan günlük egzersizlerinden bile vazgeçiyordu.

Evlenmeden önce Clara'yı sürekli çalışması ve beste yapması için teşvik eden Robert  evlendikten sonra neredeyse onun çalışmalarını engeller olmuştu. Besteci -yorumcu evliliğinin olabilecek en ideal beraberlik olacağını savunuyor görünse de Clara'nın kendisinden daha önde olmasını bir türlü hazmedemiyordu. Yıllar geçtikçe Robert'in ünlü ve başarılı eşinin gölgesinde tanınmamış bir besteci olarak kalmasının huzursuzluğuna kalıtsal hastalığının sebep olduğu sinir krizleri de eklenince Schumann'ların evliliği iyice tahammül edilmez hale geldi ve Robert bir intihar girişiminin ardından 1854 yılında bir akıl hastanesine kapatıldı  1856'da da orada öldü. Bütün bu süre içinde Clara  kendisini sadece bir kez  ölümünden iki gün önce ziyaret edebildi.

Clara  kocasının ölümünden sonra da müzikteki başarılarını sürdürdü. Konser piyanistliğine ve öğretmenliğe devam etti. Bu arada Robert'in bütün eserlerini yayımlatarak bestelerini tanıtma çabalarında başarılı oldu. Robert Schumann besteci olarak gerçek ününe ancak öldükten sonra ulaşabilmişti. Clara  sonraki yıllarda bir yandan çocuklarını üçünün ölümü (biri de Robert hayattayken ölmüştü) diğerlerinin de bazı sorunları yaşamını daha da zorlaştırmasına rağmen müzik çalışmalarına hiç ara vermedi. 

1878'de Frankfurt Konservatuarının baş piyano öğretmeni oldu ve pek çok öğrenci yetiştirerek piyanistlikte bir ekol oluşturdu. Bu yıllardaki en yakın dostlarından biri de kocası hayattayken de aile dostları olan besteci Johannes Brahms'dı. Brahms'a da bestelerinde esin kaynağı oldu  bestelerini tanıtmak için çaba harcadı. Brahms ise bir çok bestesini Clara'ya ithaf etti. Kimi müzik tarihçilerine göre ilişkileri dostluktan da ileriydi. Clara  1888'de 60. sanat yılını kutladı. Son konserini 1891'de verdi ve konservatuardan da ayrılarak sadece evinde ders vermeye devam etti. Clara  26 Mart 1896'da Frankfurt'ta hayata veda etti. Bu Brahms için büyük bir darbe oldu ve onun ölümünden sonra sadece bir yıl yaşayabildi.

Aynı zamanda Clara Josephine Wieck'in  sanata yaptığı katkılarından dolayı 100 Alman Mark'ı üzerine resmi basıldı.

 

 
Steven Sharp Nelson
Yazar Ast   

Steven Sharp Nelson (1977 doğumlu) "viyolonsel perküsyon" bir öncü, sıradışı pizzicato ve vurmalı tekniği ile geleneksel, lirik çello teknikleri bir araya getiren alternatif performans yöntemi. O doğan ve hala Salt Lake City, Utah bulunduğu. O, 17 yaşında, 12 yaş ve gitar 8 yaşında, perküsyon çello çalışmaya başladı. O, bu araçların her birinden öğrendim unsurları bir araya getiren çello çalan yeni bir yöntem icat etti

 
Frederic mesnier
Yazar mete y.   

Parmakları ile adeta klasik gitara can veren 1961 paris doğumlu mütevazi virtüözdür.

JavaScript is disabled!
To display this content, you need a JavaScript capable browser.

JavaScript is disabled!
To display this content, you need a JavaScript capable browser.

 
Astor Pantaleón Piazzolla
Yazar mete y.   

{youtubejw}Astor Pantaleón Piazzolla, Arjantinli bandoneoncu, Tango Nuevo'nun kurucusu. 11 Mart 1921'de Buenos Aires'e 400 km uzaklıkta Atlantik sahilinde bir sayfiye yeri olan Mar del Plata'da doğdu, 4 Temmuz 1992'de Buenos Aires'te öldü.
İki yaşındayken ailesi New York'a yerleşti, 1937'ye kadar ABD'de yaşadı. Annesi terzi, babası berberdi. Mahalle arkadaşı Rocky Marciano daha sonra dünya ağır sıklet boks şampiyonu olacak, bir grup arkadaşı Kaliforniya'da Alcadraz'da, bir kısmı New York'ta Sing-Sing'de oturmak zorunda (!) kalacaktı. Ama o kendini müziğiyle kurtardı. 10 yaşındayken tango orkestralarının önemli çalgısı bandoneonu ustaca çalışıyla ün kazandı, 1934'te tango şarkıcılarının kralı sayılan Carlos Gardel ile çalmaya başladı. Piazzolla bestelediği oda müzikleri, senfoniler, bale müzikleri ve tangolarında kendine özgü stiline her zaman sadık kaldı.
1954'te eğitim için bursla Paris'e gitti, ünlü Fransız eğitmen Nadia Boulanger'den ders aldı ve Gerry Mulligan ile de orada tanıştı. Bir yıl sonra Arjantin'e döndü, tangoyu monotonluktan kurtarmak için bir sekizli kurdu ve kendi tango stilini kabul ettirmeyi başardı. O günlerin en ünlü iki tango topluluğu için 200'den fazla parça düzenledi ve Buenos Aires Üniversitesi'nde konser veren ilk tango müzisyeni oldu. Kısa zaman sonra tiyatro toplulukları, film ve plak şirketlerinden beste siparişleri almaya başladı. Paris Opera Orkestrası Yaylı Çalgılar Topluluğu ve La Scala Opera Orkestrası müzisyenleriyle konserler verdi, 100'den fazla kayıt yaptı. Dünyanın en ünlü senfoni orkestraları onun bandoneon konçertolarını yorumladı.

JavaScript is disabled!
To display this content, you need a JavaScript capable browser.

JavaScript is disabled!
To display this content, you need a JavaScript capable browser.

 
YÜZYILIN PİYANİSTİ: VLADİMİR HOROWİTZ
Yazar mete y.   

 

 

Yüzyılın piyanisti: VLADİMİR HOROWİTZ
Yüzyılın piyanisti: VLADİMİR HOROWİTZ

Vladimir Horowitz 5 Kasım 1989 tarihinde New York’ta öldüğünde 86 yaşındaydı ve ardında çeşitli spekülasyonlarla dolu yüzlerce anı kalmıştı. Yüzyılın yetiştirdiği en önemli piyano yorumcularından biriydi. Vasiyeti üzerine Milano’da Toskanini aile mezarlığına gömülmesi bile sorun olmuş, ailesi ile Yahudi cemaati ve sanat çevreleri arasında geniş tartışmalara yol açmıştı.

Plak kayıtlarını ilk kez dinlediğimde birçok dönem yorumcusundan çok daha farklı ve tarifsiz derecede derinlemesine etki yaratan bir tarzı olduğunu fark ettim. O günden bu yana da onu diskoteğimin kriter yorumcularından biri olarak kabul ettim. Dinlediğim birçok yorumcuyu istemeden onunla kıyaslıyor, çoğunu sıradan ve yeni bir şey söylememiş buluyordum.1933 yılında seslendirdiği Haydn sonatları onun, ABD’de Toskanini’nin kızı Wanda ile evliliğiyle anılan ve yaşamının önemli dönemeçlerinden biri olmuştur. 

Vladimir, 1903 yılında Samuel ve Sophia Horowitz’in dört çocuklu ailesinin ikinci çocuğu olarak Yahudi bir ailede doğdu. 

Samuel Horowitz, Rusya’da Alman üreticiler için elektrik mühendisi olarakçalışırken, babası Joachaim’in geniş sanat çevresinden etkilenerek oğlunu çok küçük yaşta piyanist olarak yetiştirmek üzere hazırladı. Annesi onun ilk eğitmeni oldu. 1912 yılında Kiev Konservatuarına burslu talebe olarak girdi ve burada Vladimir Puchalsky ile dönemin en iyi piyanist ve pedagoglarından sayılan Sergey Tarnowsky ve Felix Blumenfeld tarafından yetiştirildi. 1919 yılında Kiev Konservatuardan mezun olup ilk resitalini Harkovda Sergey Rahmaninovun 3 no.lu D minör Piyano Konçertosunu seslendirdiğinde müzik dünyası onun bu olağanüstü yeteneğine hayran oldu. Çalınması son derece zor ve piyanistlerin korkulu düşü olan bu konçerto henüz 16 yaşında olan Wladimir Horowitz’e dünya çapında ün sağladı. 

Çocuk yıllarını Horowitz şöyle anlatır.

”12-13 yaşlarındayken piyanodan çok bestecilikle ilgilenmekten hoşlanıyordum. Kendimce yapıtlar üretmek ve başkalarının bunları çalabilme çabası göstermesi bana haz veriyordu. Ancak 1917 Devrimi’nden sonra, her şey öylesine karmaşıklaşmıştı ki, eninde sonunda piyanist olarak hayatımı kazanabileceğimi anladım ve piyano üzerine yoğunlaştım. Devrimle birlikte her şeyimizi yitirmiştik. 24 saat içinde tüm mal varlığımız yok olmuştu. Her şey gitmişti. Annem babam ve kardeşlerim o günkü Yahudi cemaatinin asimile ortamında bile gerçekten zor günler yaşadık.”

O yıllar gerçekten Rusyanın en karışık, devrimlerin kargaşaların ve askeri müdahalelerin yıllarıydı. Ekonomik sıkıntı had safhadaydı, buna rağmen 1922-23 yıllarında başta Leningrad olmak üzere ülkenin birçok kentinde 50ye yakın konser gerçekleştirerek yaşamını, geçimini ve ailesinin bakımını sürdürdü.

1928 yılında Amerikaya giderek New York Filarmoni eşliğinde Toskanini ile başarılı konserler verdi ve dört yıl sonra da ABD yurttaşlığına geçti.

Horowitz’in hayatı trajediler spekülasyonlar ve bunun yanı sıra klasik müziğin piyano yapıtları arasında eşsiz kabul edilecek başarıların yansımalarıyla doludur.1936 yılından sonra geçirdiği sinir hastalıkları sonrası müziğe ara verdiği konserlere çıkmadığı ve kayıt yapmadığı bilinir. 1940’da New York’a yerleşerek tekrar müziğe dönen Horowitz artık yıldızı parlamış kayıtları binlerce satmış bir müzisyendi. Piyano tarihinin en önemli müzisyeni sayılan Horowitz özellikle R.Schumann, F. Liszt, A.Skriyabin, S.Rahmaninof gibi bestecilerin en iyi yorumcusu olarak tanındı. Rahmaninof ile ilgili anılarını şöyle anlatır Horowitz;

“Eserlerinin yorumunda en hızlı, en gürültülü oktavları çalardım, bunları biraz da dinleyiciyi etkilemek için yapardım. Ama bunun müzikle hiçbir ilgisi olmadığını, ayrıca gerekmediğini de söylemek zorundayım. Bir gün kendisine bütün bunları neden yaptığımı anlattım. Güldü, güldü, güldü... Ne var ki, Rahmaninof her konserde mutlaka eleştirecek bir şey bulurdu. Kimi zaman da hiç kimsenin beğenmediği aşırılıklar onun hoşuna gider , ‘keşke böyle besteleseydim’ diye takılırdı.

New York’a geldiğimin ikinci günü Rahmaninof’un apartmanında bulmuştum kendimi. Avrupa’dayken, genç bir Rus piyanistinin 3. Piyano Konçertosu’nu büyük bir kolaylıkla çaldığını kemancı Fritz Kreisler’den duymuş ve Amerika’da Çaykovsky’i çalacağımı da öğrenmiş, benimle hemen tanışmak  istemiş. Steinway Firması’na gidip, kendisini hemen gelir gelmez ziyaret etmem için haber bırakmış. Böylelikle beş dakikada arkadaş olmuştuk. 10 dakika sonra da piyanonun başına geçip bana bir şeyler çalmıştı. Medther’in ‘Peri Masalı’nı. Bu yeni yayınlanmış bir yapıttı, o zamanlar ve kendisi Medther’i çok seviyordu. Sonra da Rahmaninof’la birlikte Steinway Firması’nın ünlü bodrumuna indik ve kendisine 3. Konçerto’yu çaldım, o da diğer piyanoda orkestra eşliğinde sundu.”

Gerçekten böylesi avangard bestecilerin eserlerine getirdiği derin anlam ve tekniğinin mükemmeliyeti Horowitz’i, başka hiçbir klasik müzik yorumcusu ile kıyaslanmayacak düzeye getirdi. Ta ki, bir konseri sonrası, Chicago’da, gençliğinin de verdiği özgüvenle kendisini dinleyen kalabalığa “daha iyi çalan varsa” gelsin diyerek meydan okuduğu zamana kadar!

Orada konsere gelmiş ve üstü başı perişan bir zenci sahneye çıkarak az önce ilk kez duyduğu Horowitz’in çaldığı parçayı, sondan başa, baştan sona, ellerini değiştirerek çaldı. Bu piyanist o günden sonra tüm Jazz müzikseverlerinin gönlüne taht kuracak olan ve Jazz tarihinde belki de milat kabul edilecek ‘Art Tatum’dur.

Bunun üzerine Horowitz’in on yıl boyunca konserlerine ara vererek tekniğini geliştirmek için çalıştığı söylenir. 1933 yılında evlendiği Wanda’dan olan kızı Sonia Toskanini’nin (1934-75 ) aşırı dozda uyuşturucudan ölmesi ile onun için müzik hayatının sonu olduğu söylenir.

Fakat yıllar sonra, 1985 yılında Başkan Ronald Reagan’dan “Başkanlık Ulusal Müzik Özgürlük Madalyası” alır.

Ona yaşadığımız çağın ‘Son Romantiği’ denir. Bunca yıla rağmen, olağanüstü kayda değer bir teknik ustalık yeteneği ve inceliği onu renkli kişiliğiyle sanat dünyasında hep gündemde tutar. Performanslarının çoğunda, eski virtyözite gösterisi yerine, farklı bir olgun çizgide (Schonberg ve Richard Dyer dahil) birçok eleştirmen onun post-1985 performansları ve kayıtlarının en iyi yorumlar olduğunda birleşirler.

1986 yılında, ilk kez Horowitz Sovyetler Birliği’ne Moskova ve Leningrad’da resital vermek için geri döndü. SSCB ve ABD arasındaki kültürel ve sanatsal yeni adımların aranışı bu yeni ortamda, siyasi yansımaları da olan önemli bir etki yarattı. Uluslararası birçok televizyon Moskova konserini ilk kez video ve CD olarak yayınladı ve bu disk klasik müzik listelerine Billboard’un üzerinden ‘Horowitz in Moscow’ olarak girdi. Sonrası Japonya konseriyle sürdü ve onun bilinen son resitali olan 1987 baharında kaydedilen ‘Last Concert’ kaydı son Avrupa turnesi sayesinde gerçekleşti. Bu konser 21 Haziran 1987 tarihinde Almanya Hamburg kentinde gerçekleşti.

Müziğin kıyaslanamaz bu özel kişiliği, halen raflarının başköşesini süslemekte ve halen yeni çıkan kayıt ve yorumcuların etkileri onunla kıyaslanmaktadır.


 

 

 

JavaScript is disabled!
To display this content, you need a JavaScript capable browser.

 
JASCHA HEIFETZ
Yazar mete y.   

Tam adı jascha heifetz olan, 20. yüzyılın en büyük kemancısı olarak nitelendirilen, kayıt ettiği tüm keman eserlerini normal temposundan en az iki kat daha hızlı çalarak rekorlar kıran bir dahidir.

 

JavaScript is disabled!
To display this content, you need a JavaScript capable browser.

JavaScript is disabled!
To display this content, you need a JavaScript capable browser.

 
Alexander Markov
Yazar mete y.   

alexander.jpg

Günümüzün en heyecan verici virtüözlerinden olan Alexander Markov Moskova'da doğmuş ve babası, kemancı Albert Markov ile keman derslerine çok küçük yaşta başlamıştır. Daha sekiz yaşında iken babası ile birlikte orkestralar eşliğinde konserler vermeye başlamış, 14 yaşında iken kemanın efsane ismi Jascha Heifetz tarafından çok ender rastlanan bir davet alarak A.B.D'ye çağrılınca ailesiyle birlikte ABD'ye göç ederek Heifetz'in öğrencisi olmuş, 1982 yılında da Amerikan vatandaşlığına geçmiştir. 

Uluslararası alanda ün yapmış Alexander Markov, şu an, dünyadaki en büyüleyici kemancılardan biri olarak gösterilmektedir. 19.yüzyılın virtüöz keman repertuarı ile belki de hiç kimsenin ulaşamadığı bir üne kavuşmuştur. Paganini'nin solo keman için 24 kaprisini çalması olay olan sanatçı, halen bir resitalde bu eserin tümünü icra eden çok az sayıdaki kemancıdan biri olarak bilinmektedir. Bruno Monsaingeon'un yönetmenliğini yaptığı bir filmde Paganini'nin bu eserini seslendiren Markov, çok zor olan bu keman yapıtının tüm dünyada popüler olmasını sağlamıştır. 

Uluslararası Paganini Keman Yarışması'nda elde ettiği birincilikle altın madalya kazanan Markov, Philadelphia Orkestrası, Orchestre de Paris ve BBC Senfoni Orkestrası gibi ünlü orkestralar eşliğinde konserler vererek çok büyük beğeni kazanmış ve eleştirmenlerden tam not almıştır. Son zamanlarda solist olarak katıldığı konserlerden bazıları şunlardır: Lorin Maazel ve Orchestre de Paris, Charles Dutoit ve Montreal Senfoni Orkestrası,Neeme Jarvi ve Detroit Senfoni Orkestrası, Ivan Fischer ve Budapeşte Festival Orkestrası, Zdenek Macal ve New Jersey Senfoni Orkestrası ve Sir Neville 

JavaScript is disabled!
To display this content, you need a JavaScript capable browser.

JavaScript is disabled!
To display this content, you need a JavaScript capable browser.

 
İtzhak Perlman
Yazar mete y.   

İtzhak Perlman, 1945 yılında İsrael'de doğmuştur. Öğrenimini, Tel Aviv'deki Müzik Akademisi'nde bitirmiştir. 1958 yılında New York'a gitmiştir ve uluslararası alanda başarılar göstermiştir. Daha sonra çalışmalarını Juilliard Okulu'nda devam etmiştir. 1964 yılında Perlman büyük prestije sahip Leventritt Yarışması'nı kazandı. Kazandığı prestijli ödül sayesinde şu an dünya çapında kariyer yapmış bir müzisyen (kemancı) olmuştur. O zamandan beri, İtzhak Perlman karşımıza birçok orkestrada çıkmıştır. Dünyanın birçok ülkesindeki festivallere katılıp oralarda konserler vermiştir. 1987 yılının Kasım ayında, İsrael Filarmonik Orkestrası'na katılmıştır. Varşova'da ve Budapeşte'de konserler vererek ilk performansını göstermiştir. 1990 yılında Rusya'ya konser vermeye gitmiştir. Moskova halkı onu, büyük bir neşeyle karşılamıştır. İtzhak Perlman, bu orkestrayla neredeyse tüm dünyayı gezmiştir. 1994 yılının Aralık ayında, bu sefer Çin'e ve Hindistan'a gitmiştir. 1980 yılında Amerika'da bir magazin gazetesinde senenin müzisyeni seçilmiştir. Yeşiva veİbrani Üniversiteleri tarafından onurlandırılmıştır. 1986 yılında Başbakan Reagan tarafından ödüle layık görülmüştür. 2000 yılının Aralık ayında Clinton tarafından da "National Medal of Arts" ödülüne layık görülmüştür.
İtzhak Perlman'ın imza attığı başka bir başarı ise " Schindler's List" filminde görülmüştür. Keman solosu performansı başarı ile sonuçlanmıştır. İtzhak Perlman'ın fiziksel bir problemi vardır. Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmıştır. Maalesef, her iki bacağında da destekleyici ateller vardır ve ancak koltuk değnekleri yardımı ile yürümektedir. Her türlü zorluğa rağmen sahneye çıkmaktan çekinmemiştir ve ağır aksaklıklar da olsa sahneye çıkmıştır. İnsanlar tarafından azmi ve hırsı ile bilinen bir müzisyendir. Hatta 1995 yılında verdiği bir konserde karşılaştığı terslik onu zor durumda bırakmasına rağmen bozuntuya vermeden işini sürdürmüştür. Bu terslik de çaldığı kemanın tellerinden birinin kopmasıydı ama o kalan tellerle konserini tamamlamıştır.
İtzhak Perlman yeteneği ile öne çıkan bir müzisyen olduğu gibi yaptığı işten zevk alan bir kemancı olarak da bilinmektedir. Perlman tüm dünya tarafından benimsenmiş bir sanatçıdır. İnsanlarla sağladığı güzel iletişim yaptığı eğlenceli müzik sayesinde gerçekleşmiştir.

JavaScript is disabled!
To display this content, you need a JavaScript capable browser.


 

 
Sayfa 1 - 3

Müzik

2012'nin en iyi 5 yerli albümü
Müzik eleştirmenlerinden oluşan ntvmsnbc müzik jürisi en iyi 5 yerli albümü okurları için
Görsel ve işitsel şölen : 2cellos
  Başka bir sosyal medya hikayesi daha, youtube a koydukları
MFÖ hayranlarına yeni albüm müjdesi
Türkiye'nin en uzun soluklu gruplarından Mazhar-Fuat-Özkan'ın 'Ve MFÖ' adını verdiği yeni
18. İstanbul Caz Festivali’nde Akdeniz Gecesi
      İstanbul Caz Festivali’nde Akdenizli usta kadın sanatçıların aynı
Arıların Uçuşu
Yuja Wang plays the Flight of the Bumble-Bee (Vol du


Günün Fırsatı

Etkinlikler

Venedik Barok Orkestrası Aya İrini'de!
İstanbul Müzik Festivali izleyicilerinin yakından tanıdığı Venedik Barok Orkestrası, şef
Feshane'ye Ordu çıkarması!
Feshane Ordu Günleri, bugün saat 11.00'de yapılan açılış programı ile başladı. 3 günde 1
Babylon'da Pazar Festivali sürprizi
25 Mayıs'ta gerçekleşecek Soundgarden Festivali sonrasında, Pazar rehavetinizi 'Pazar Pazar
Redd grubu Rusya’ya geliyor
Türkiye’nin tanınmış gruplarından “REDD” Rusya’ya geliyor. 7 Haziran tarihinde St.
Haluk Levent Jolly Joker'de
  Ünlü rock'çı Haluk Levent, konser maratonuna başlıyor. Levent, yarın akşam İstanbul'da

Tüm enstrüman fırsatları için tıklayın !

Şu anda 76 ziyaretçi çevrimiçi

Ödüllü Yarışmalar

VEFATININ 50. YILINDA TÜM ZAMANLARIN ŞAİRİ NAZIM HİKMET'İ SAYGI İLE ANIYORUZ.
  VEFATININ 50. YILINDA TÜM ZAMANLARIN ŞAİRİ NAZIM HİKMET'İ SAYGI İLE
Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2013
Çocukları ve gençleri edebiyata yakınlaştıran çağdaş kitaplar yayımlayan Günışığı
2. Vehbi Cem Aşkun Şiir Yarışması
Eskişehir Sanat Derneği, Eskişehir'de şiire büyük emekleri olan ünlü şair Vehbi Cem Aşkun'u
Ruhun Yolculugu

Adrasan Otelleri | Adrasan | Adrasan Bungalov | Bosch Servisi